
Çağdaşlaşma
Reformları
Mustafa
Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919'da Milli Mücadele'yi başlatırken
aklından geçenleri, "Türk milletinin asaletinden doğan ve
benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvveti vardı.
İşte ben bu milli kuvvetle ve bu Türk milletine güvenerek
işe başladım" şeklinde ifade etmiş; bu tarihi mücadelenin
daha başında hedefi belirlemişti. Büyük Önder'in aldığı karar,
tam bağımsızlığa ulaşıncaya kadar mücadeleye devam etmekti.
Şüphesiz,
Atatürk'ün tam bağımsızlık nitelemesindeki gerçek amacını
anlayabilmek için yine ona kulak vermemiz gerekir:
"Tam
bağımsızlık demek, kuşkusuz siyasal, maliye, ekonomi,
adalet, askerlik, kültür… gibi her alanda tam bağımsızlık
ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi
birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin
gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir."
(Atatürk, Söylev, Cilt II, s. 458)
Atatürk,
başka bir söylevinde de medeniyet yolunda başarılı olamayan
toplumların bağımsızlıklarını koruyamayacaklarını, tarih sahnesinden
yıkılmaya mahkum olduklarını şöyle dile getirir:
"Milletimizin
hedefi, milletimizin ülküsü bütün cihanda tam manasıyla
medeni bir toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her
kavmin varlığı, kıymeti, hakkı, hürriyet ve istiklali,
malik olduğu ve yapacağı medeni eserlerle orantılıdır.
Medeni eser vücuda getirmek kabiliyetinden mahrum olan
kavimler hürriyet ve bağımsızlıklarından ayrılmaya mahkumdurlar.
İnsanlık tarihi baştan başa bu dediğimi doğrulamaktadır.
Medeniyet yolunda yürümek ve muvaffak olmak hayat şartıdır.
Bu yol üzerinde duranlar veyahut bu yol üzerinde ileri
değil geriye bakmak cehil ve gafletinde bulunanlar,
umumi medeniyetin çağlayan seli altında boğulmaya mahkumdurlar."
(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 181)
İşte
bu nedenledir ki Atatürk 1922'deki zaferden sonra durmamış,
canlı ve taze bir azimle reform hareketlerini başlatmıştır.
Onun reformları yüzeysel değildir, toplumun tüm kurumlarını
kapsayan köklü devrimlerdir. Atatürkçü kalkınma modeli herhangi
bir yerden kopyalanmış da değildir; Türk toplumunun yapısı
ve kendine özgü değerlerine göre geliştirilmiştir.
Atatürk'ün
liderliğinde, çağdaş ve gelişmiş devletlerin siyasal kurumları
örnek alınarak cumhuriyet ve demokrasi başarıyla tesis edilmiş;
güçlü bir devlet kurulmuş; sanayi toplumuna giden yolun taşları
döşenmiş; bireylere en doğal hakları olan eşitlik ve özgürlükleri
geri verilmiştir. İlerleme hareketleri akıl ve ilmin rehberliğinde,
aynı zamanda da milli ve manevi değerlerimizin ışığında gerçekleştirilmiştir.
Göz önünde tutulması gereken önemli bir nokta daha bulunmaktadır:
Tarihe mal olmuş bu inkılaplar, bir toplum için çok kısa sayılacak
bir zaman içerisinde hayata geçirilmiştir.
"Hasta
adam" damgası vurulmuş, tükenmiş bir devletin mirasından kurulan
medeniyet Mustafa Kemal Atatürk'ün eseridir. Onun çağdaşlaşma
modeli tarihte yeni bir çığır açmış, dünya toplumları için
bir örnek teşkil etmiştir. Bizlere de aydın, çağdaş ve uygar
bir ülkenin toprakları üzerinde yaşama imkanı sağlamıştır.
Atatürk
Türk devleti ve toplumu için çizdiği ilerleme yolunu şöyle
tarif eder:
"İnkılap
mevcut müesseseleri zorla değiştirmektir. Türk milletini
son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak,
yerlerine milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini
sağlayacak yeni müesseseleri koymuş olmaktır." (Prof.
Dr. Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler,
s. 259)
Atatürk'ün
işaret ettiği bir gerçek de 20. yüzyılın hızla ilerleyen dünyasında,
medeni ülkeler arasında yer alabilmenin yolunun yeniliğe bağlı
olduğudur:
"Medeniyet
yolunda başarı yeniliğe bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadi
hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegane
tekamül ve terakki yolu budur. Hayat ve yaşayışa hakim
olan kanunların zaman ile değişmesi, gelişmesi ve yenilenmesi
zaruridir. Medeniyetin buluşları, tekniğin harikaları,
cihanı değişmeden değişmeye uğrattığı bir devirde, asırlık
köhne zihniyetlerle, geçmişe bağlılıkla varlığını korumak
mümkün değildir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt
II, s. 181)
Atatürk'ün
önderliğinde uygulamaya konulan köklü reformlar gelişme yolunda
engel teşkil eden ne varsa ortadan kaldırmıştır. Böylece çağdaşlaşma
hamleleri kısa zamanda meyvelerini vermiştir. Mustafa Kemal
siyasi ve sosyal inkılapların Türk milletine izafe edilmesi
gerektiğini de özellikle vurgulamıştır:
"Bu
münasebetle şunu da beyan edeyim ki Türk milletinin
son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi
ve sosyal inkılapların hakiki sahibi kendisidir. Sizsiniz.
Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı,
onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yetemezdi." (Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 214)
Kısacası,
topraklarımızı işgal eden güçlere karşı verilen Kurtuluş Savaşı
ve sonucunda elde edilen bağımsızlık ne kadar önemli ise,
ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak için yapılan reformlar
da en az o kadar önemlidir. Atatürk'ün liderliğinde, onun
ilke ve inkılaplarının ışığında hızla kalkınan ve gelişen
Türkiye'nin geçirdiği evrelerin iyi analiz edilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, Atatürk'ün çağdaşlaşma hamlesinin büyüklüğünü ve başarısını
hakkıyla değerlendirebilmek için Cumhuriyet öncesindeki Türkiye'nin
sosyal, siyasal ve ekonomik özellikleri de dikkate alınmalıdır.
Bunu da
beyan edeyim ki Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların,
yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların hakiki sahibi kendisidir.
Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı,
onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yetemezdi.".
Atatürk'ün
Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.214
|